Sekil 47

  • Yazının toplam okunma sayısı – 9882
  • Yazının bugün için okunma sayısı – 0
  • Şekil 1 Ruhların bedenden başlayarak tanrıya gidişleri.

    İnsanın ruhsal gelişimini anlayabilmek için bu şekli iyi anlamak gerekir.

    ●Ruh ilk olarak A noktasında yaratılır. Bu anda bildiğimiz bir atom enerjisidir ve tamamen bilinçsizdir. Bilinç kazanması için dünyada eğitime gönderilir. Bulunduğu düzey kuantum dünyasının en altıdır. Ben bu düzeyi astral olarak adlandırıyorum.

    ●Ruh, önceleri bir hayvan bedenine enkarne olur. Çünkü sıfır bilince sahip bir şeyin dünyada yaşamını sürdürmesi düşünülemez. Onun için kendi kendine yaşamayı başarabilen bir varlığa monte edilerek yaşaması sağlanır. Hayvanlar içgüdüleri sayesinde dünyada yaşayabilmek için programlanmıştır. Bu sürece “otomatik dönem” adını veriyorum. Çünkü ruh, bir hayvandan ötekine dolaşır. Yanlış anlaşılmasın ölen hayvanın ruhu yeni doğan başka bir beden bulur ve dünyaya gelir. 50 bin yıl gibi bir süre bu durumda dünyada eğitilen ruh yavaş yavaş bilinç kazanır. Bilinç kazanma zor şartlarda yaşayan hayvanın zorlukları yenme isteği sayesinde olabilmektedir. Özellikle yavruların ebeveynlerden bir şeyler öğrenmesi bu sürecin verimli geçmesini sağlar. Bilinç yönlendirilebilecek seviyeye geldiğinde yeni bir dönem başlar.

    ●Oluşturulan yeni bir bedende eğitim devam eder. Artık otomatik dönemdeki gibi değil, bilinci daha süratle geliştirecek yeni bir yöntem izlenir. Yine içgüdüler vardır ama bu sefer içine girdiği beden ruhun katkısı olmadan hayatta kalamaz. Yani artık insan bedenindedir. Eğer insan bedeninden ruhu çıkarırsanız geriye bilinçsiz bir varlık kalır. Canlıdır ama bilinç olmadığı için kendi varlığını sürdüremez. Zekâ özürlü insanlar bu duruma örnektir. Fakat zekâ özürlü insanların ruhsuz olduğunu düşünmemek gerekir. Onlar hasarlı beyinleri yüzünden ruhun getirisi olan zekâdan kısmen yoksun kalanlardır. Beyinlerinin hasar derecesine göre özürleri artar.

    ●İnsan bedeninde tekâmül ruha büyük getiriler kazandırır. Yarı bilinçli dönemde insan kendi varlığının farkındadır ama neden var olduğuyla ilgili bir fikri yoktur. Yardım edilerek medeniyet kurması sağlanır. Dinler sayesinde yönlendirilir. Geliştikçe yöntemlerde gelişir. Önceleri canlı yapılan yardım sonraları sezgi ve vahiy yöntemine dönüştürülür. Sümer ve Mısır tanrılarıyla başlayan bu süreç son dinlere kadar gelmiştir.

    Bilinç dediğim şey iki kısımdan oluşur. Biri matematik zekâ dediğimiz IQ, diğeri ise sosyal zekâ dediğimiz SQ. Otomatik dönemde sadece IQ gelişir. Yarı bilinçli dönemde ise her ikisi de gelişir. İşte kâmil insan olmak SQ yönümüzün gelişmesiyle oluşan bir şeydir. Bu gelişme ruhumuzun aynı zamanda frekansıyla da ilgilidir. Yani bizim SQ veya IQ yönünden artışımız frekansımızın da artmasını sağlamaktadır. İşte tekâmül dediğim şey tamda budur. Bizler tekâmül ettikçe ruhumuzun frekansı artmakta ve öte dünyada (kuantum dünyası) daha üst dünyalara doğru çıkabilmekteyiz. 7 gök katında en düşük frekans en altta yani astraldadır. Burada frekans hızı “ışık hızı”ndadır. Ruh, dünyadaki toplam 60 bin yıllık bedenlenme süresinde bu gök katlarının yaklaşık yarısına kadar çıkar. Gök katlarındaki frekans ışık hızı ile tanrının frekansı aralığındadır. Bizler yarıyı geçtikten sonra melek statüsünde olacağız ve tanrının frekansına ulaştığımızda da onunla bir olacağız.

    ●Şekilde Öte dünya diye gösterilen yer 7 gök katıdır ve 4 boyuttan başlayarak 10 boyuta kadar çıkar. A noktasından (sıfır bilinç) başlayan insan Dünyada bedenlenerek G noktasına kadar çıkar. Bu tüm gök katlarının yaklaşık yarısına denk gelir. Geri kalan kısmı için bedenlenmeye gerek yoktur. Çünkü ruh yeterli olgunluğa ulaştığı için artık zorunlu tekâmüle gerek kalmaz. Artık o, bilinçli ve gönüllü tekâmül eder. G noktasını kıyamet olarak biliyoruz.

    ●Ruh, geri kalan tekâmül süreci içinde dünyadakilere yardım eder. Özellikle rehber ruh görevi üstlenir. Yeni gelişenlerden öğrencileri olur ve onları eğitir. Bazıları dünyada tekrar bedenlenerek insanlığa yön verir(Mevlana, Peygamberler, Atatürk)

    Ruhun iki önemli sıçrama noktası vardır. Biri “Nuh tufanı” dediğim dönem, diğeri ise kıyamettir.  Nuh tufanı sıçraması, hayvan bedenlerinden insan bedenine geçiş dönemidir. Bunu ilköğretimden liseye geçiş olarak düşünebiliriz. “Kıyamet” ise liseden üniversiteye geçiştir. Nuh’tan önce ruhlar hayvan bedenlerinde gelişiyordu. Nuh’un yaratılmasıyla ruhlar yeni sürece girmiş oldu. Bu süreci buradan daha detaylı inceleyebilirsiniz.

    Bu mekanizma kendiliğinden mi oluştu?

    Dünya hayatı; aslolan ana planın, bir alt planıdır. Öncelikle yaratılan (Büyük patlamayla) öte dünyadır. Öte dünyadaki arşı taşıyanlar (yüksek melekler topluluğu, ulu üstatlar, yüce ulular, melekler, uzaylılar v.s.) dünyamızın da içinde bulunduğu evrenimizi bilgisayar programı olarak oluşturmuşlardır.  Evrenimizin bir bilgisayar programı olduğuna ikna olmayanlar http://www.seyfullahdemir.com/bir-bilgisayar-icinde-yasiyoruz/ linkindeki yazıyı okusun.

    Bizler kendimizi gerçek sanırız. Çünkü algı sistemimiz öyle oluşturuldu. Oysa her şey elektrik akımından oluşmaktadır. Madde diye algıladığımız şey aslında katı değil bir dalgadır. Evrendeki her şey (madde, ışık ya da başka ne varsa) dalga yapısındadır. Onları farklı algılamamızın sebebi, bizim algılama sistemlerimiz yüzündendir.

    Bu ortam, bizim gelişebilmemiz için oluşturuldu. Bizler bir zamanlar bilinçsiz enerji parçacıklarıydık. Uzun zamandır dünyaya gelip giderek bilinçlendik. Hem zekâ hem de kâmil insan olmak yolunda ilerledik. Bu ikisinin toplamına tekâmül diyoruz. Tekâmül eden şey, ruhumuzdur. Ruh, bedeni bir konakçı gibi kullanır. Beden dünyada yaşayabilmek için bir miktar donatılmıştır. Bedene dünyada yaşayabilmesi için güdüler verilmiştir. Vicdan ve sevgi haricindeki tüm güdülerimiz bedenin malıdır. (ego, üreme, annelik v.b.) Ruh bedenle bütünleştiğinde tüm bu güdüler sayesinde dünyada yaşamayı başarır. Zekâ ruhun getirisi olduğundan ruhsuz beden varlığını devam ettiremez.

    İçinde bulunduğumuz mekanizma iki aşamadır. İlk aşaması büyük patlamadır. Büyük patlamayla evren yaratıldı. Bu mekanizmayı yaratan şeye ne isim verirseniz verin fakat dinlerde anlatılan tanrı kavramından epey farklıdır. Michael Newton’un denekleri “kaynak” ismini kullanmaktadır. Güzel bir tanımlama. Çünkü evrenin her zerresi ondan oluşmuştur ve sonuçta her zerre ona dönecektir. Bilinçsiz başlayan süreç, süper bilinç olarak kaynakla bir olacaktır. İşte Büyük Patlamanın planlayıcısı bu KAYNAK’tır. En küçük detayına kadar planlamıştır. Fakat bizim tanrı diye tanıdığımız yani peygamberlere vahiy gönderen güç, “KAYNAK” değildir. O işi üniversiteye kadar yükselmiş olan melekler yapmaktadır. Çünkü onların kâmil insan olma yönlerini daha çok geliştirebilmeleri buna bağlıdır. Onlar, alttan gelenlere yardım eder ve onların tekâmüllerini sağlarlar. Bunun için tanrı, melek, uzaylı, cin gibi rollere girer ve ihtiyacı olanın ihtiyacına göre çözüm oluştururlar.  Hepsi insanlığın kıyamete hazırlanması içindir. Fakat asıl yardım -rehber ruh- dediğimiz sistem ile yapılmaktadır. Her ruhun bir rehberi ya da öğretmeni vardır. En üst kademe hariç, her ruh istisnasız bir rehbere sahiptir. “KAYNAK” hiçbir şeye karışmaz. Karışmasını gerektirmeyecek bir sistem kurmuştur. Fakat yine de her şeyi denetleyen bir parçasını evrenin içine koymuştur.  O parça sistemi başlatmıştır, şimdi denetliyor ve sonunda da sonlandıracaktır. Arada denetlemesi şart olmayabilir ama başlangıç ve sonu yapmak zorunluluğu vardır.

    Bizler dünyaya gelip gelip gidiyoruz. Bu sistem matriks filmindeki gibi işlemektedir. Bizler kuantum dünyasında bir cihazla dünyadaki bedenimize bağlanıyoruz. Bunu Sim City oyunundaki bir karaktere bağlanmak gibi düşünmek gerekir. Yatağımızda yatarken oyun içindeki karaktere bağlandığımızı ve her şeyiyle onun dünyasını yaşadığımız düşünerek durumu anlayabiliriz. Onun gözleriyle görüyor onun kulaklarıyla duyuyoruz. Ölüm bu bağın kesilmesidir. Fakat bizler bedene bağlanırken bir -ara beden- kullanırız. Bu bedene astral bedendenir. Astral bedenin frekansı kontrol edilebilir. Ölen insan bedenini terk ettiğinde frekansı gereği hâlâ dünyayı görmeye devam eder. Fakat dünyadakiler onu algılayamaz. Daha sonra gitmesi gerektiğini anladığında ya da düşündüğünde bir tünel ya da ışık olayı yaşar. Aslında hiçbir yere gitmez. Sadece frekansı yükseldiği için algısı değişir ve o tünel olayını yaşar. Onu karşılayan biri mutlaka olur. Çünkü dünya yaşamına bağlılık insanın şok yaşamasını kaçınılmaz yapabilir. İşte bu durumun engellenmesi için rehber ruh ölenin en rahat şekilde durumu atlatabilmesi için her türlü numarayı yapar.  Bu ruhu bizler Azrail olarak tanırız. Can alan olarak tanıdığımız bu melek aslında can almaz, ölene rehberlik yapar. Her kişiyi karşılayan kendi rehberidir. Fakat her türlü kılığa girebildiği için onu bir yakınınız olarak görebileceğiniz gibi peygamber olarak da görebilirsiniz. Sizin ihtiyacınıza göre rol alır.

    Şekil 2 Dünyadan hasadı yapılan türler.

    Şekil 2 Dünyadan hasadı yapılan türler.

    İnsanoğlu ise bu dünyada ne ilk nede son olacaktır. Şekil 1’de Ademoğlunun zeka gelişimini gösterdim. Şekil 2’de ise aynı zeka gelişiminin diğer türlerle beraber gösterimi var. Bir nesil dünyadan gitmeden bir başka tür gelişmeye başlıyor. Atlantisliler gitmeden Homo sapiens yaşamaktaydı. Bilim Neandertallerle Homo Sapiensin beraber dünyayı paylaştıklarını söyler. Onlar dünyayı terk ettikten sonra homo sapiens büyük değişiklikler yaşayarak dünyanın halifesi oldu. Şempanzelerde bizlerle beraber dünyayı paylaşıyor ve bizler gittiğimizde onlarda da büyük değişiklikler olacak ve dünyanın halifesi onlar olacak. Onlarda tıpkı bizim gibi kendilerini tek tür sanacaklar. Yıllarca var olmalarının gerekçesini arayacaklar.

    Kısacası tarih tekerrürden ibarettir…

    Seyfullah Demir