• Yazının toplam okunma sayısı - 4264
  • Yazının bugün için okunma sayısı – 0
  • Bana göre Kuran’da çok ilginç olan iki sure var. Biri Bakara diğer ise Kehf suresidir. Özellikle kehf suresi harika bilgiler içerir. Başka yazılarımda kütüphaneler hakkında güzel bilgiler verdiğini yazmıştım. Ben yine aynı sürede adı geçen önemli bir şahsiyet olan Zülkarneyn’i incelemek istiyorum.

    Önce Zülkarneyn ismini anlamak gerekir. Çünkü bu isim onun kimliğini anlatıyor. Zülkarneyn karn kelimesinin önüne ve arkasına gelen eklerden oluşur. Geçmişteki alimler Karn=boynuz olarak almışlar. Eğer karn kelimesini boynuz olarak alırsak karneyn çift boynuz olmuş oluyor. Zu takısı ise mülkiyet, sahip olma anlamını veriyor. Bu tanıma göre:

    ZÜL-KARN-NEYN, çift boynuz sahibi olarak çevrilebilir. Fakat bu çok anlamlı bir şey olmuyor. Serhat Ahmet Tan bu konuyu incelemiş ve Karn kelimesinin Enam 6’da devir olarak kullandığını söylemektedir. Onun bu kelimeye verdiği anlamı doğru olarak görüyorum. Sadece o değil başkalarıda aynı anlamı vermiştir.

    ZU=Başından sonuna kadar

    KARN: Canlı topluluklarının baştan sona medeniyet dönemleri.

    EYN: Birbirine benzer, birbirini takip eden, birbirine zıt bir ikilik. (Serhat Ahmet Tan-Zülkarneyn sayfa 39)

    Bu tanımlardan benim anladığım şu; birbirini takip eden iki devrin arasında var olan biri. Bu tanım benim teorilerimi tam destekleyen bir tanımdır. Eğer Atlantislilerle bizim medeniyetlerimizi düşünürsek Atlantislilerden kalan bir görevli olduğunu görürüz. Önceki dönemin insanı ama sonraki dönemi organize etmekle görevli.

    Benzer tanımı Eren Erdem http://dunya48.com/tarikatlar/14579-eren-erdem-kurandaki-zulkarneyn-kimdir-1-2-3.html adresinde şöyle yapmaktadır.

    “Zülkarneyn bu manada “iki çağın sahibi” manasına gelir. Bu iki çağ tıpkı şöyledir; “Afrika’yı işgal eden Fransızlar ile ilkel bir kabilenin karşılaşması durumu.” Bu hususta, her iki koşulun da bilgisine vakıf olan, iki toplulukla da iletişim kurabilen “Zülkarneyn” olur.” 

    Benzer anlatım Tevrat’ta da var.

    İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi.

    Bu ayette: İlahi varlıklar; Zülkarneyn ve arkadaşları.

    Nefiller; Atlantislilerin altınçağ insanları.

    İnsan kızları; genleriyle oynanan homo-sapiens.

    Şimdi Kehf suresinden Zülkarneyn ile ilgili ayetleri inceleyelim.

    83. Bir de sana Zülkarneyn’den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.

    Zülkarneyn’den bir temsil, bir hikaye, bize güzel bilgiler aktarma yolu olarak seçilmiş.

    84. Gerçekten biz onu (Zülkarneyn’i) yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve ona ulaşmak istediği her şeyi elde etmesinin bir yolunu verdik.

    Zülkarneyn altınçağda olan görevlidir. Onun için hem teknolojik olarak hemde ruhsal yetenek açısından çok üstün biridir. Ayette “verdik” kelimesinden bu insanın özel olarak görevlendirildiği ve yetkilendirildiği anlaşılmaktadır. 

    85. Derken o da bu yollardan birini tutup gitti.

    Elmalılı orijinal mealinde  -Sonra da bir sebebi ta’kıb etti- şeklinde meallendirdi. Burada “sebeb” bir yol olarak düşünüldü ama yol dünyasal bir yol değildir. Daha çok öte dünyayla ilgili bir tanımdır. Bir ip olarak da düşünülebilir. Bu ip dalsız bir ağaca çıkmak için halka şeklinde yapılan bir iptir. Bele bağlanır ve onun yardımıyla ağaca tırmanılır. Kelime anlamıyla sebeb o ipi anlatır. Fakat buradaki anlam hedefe gidilen, tırmanılan manevi yol anlamındadır. Bilgiye ulaşma yolu gibi düşünülebilir. Fakat çok kolaylıkla ulaşılabilecek bilgi değildir. Ona ulaşmak için özel kişi olmak gerekir. Altınçağ görevlisi gibi…

    86. Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın.”

    87. O da demişti ki: “Kim haksızlık ederse muhakkak ona azab edeceğiz; Sonra Rabbine geri döndürülecek, O da onu görülmemiş bir azabla cezalandırır.”

    88. “Amma her kim de iman edip iyi bir iş yaparsa, buna da en güzel mükâfat vardır. Biz ona dünyada kolaylık gösterir zor işlere koşmayız.”

     

    Daha önce güneş kelimesinin bilgi olduğunu yazmıştık. Güneşin battığı yer bilginin gizleneceği yer anlamındadır. Eğer insanlık yeteri kadar tekamül ederse kurtuluşa erecek, yoksa kurtuluşa eremeyecektir. Aslında ceza yok ama dünyada yaşamaya devam edecektir.

    Bilgilerin saklandığı yerlerde birileri yaşamaktadır. O insanların o bilgileri koruyup kollaması gerekir. Eğer koruyup kollarsa o bilgilerden haberleri olacak yoksa bilgiler onlardan da gizlenecektir.

    Bu durum bu gün aynen vardır. İki kütüphanenin olduğunu yazmıştım. Bunlardan biri Budistlerin yaşadığı Tibet’te, diğeriyse Mısır’da. Tibet’te olanı Budist rahiplerin bildiğini düşünüyorum. Mısır’daki kütüphaneden kimsenin haberi yoktur. (Kuran’dan benim anladığıma göre açılmasına 9 yıl kala biri veya birileri bu kütüphaneden haberdar olacak.)

    89. Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.

    90. Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.

     

    Güneşin doğduğu yer ise bilginin açığa çıktığı zamanı gösteriyor. Yani bu bilgiler gizlendiği gibi zamanı geldiğinde de açık edileceklerdir. Bu açık olma durumu kıyamet zamanlarında olur. Henüz bilgiler açığa çıkmadı.

    91. İşte Zülkarneyn’in kudret ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.

    Zülkarneynin bu konularda bilgi sahibi bir kişi olduğunu ve bu işin kutsal mekanlarca programlandığı görülüyor..

    92. Sonra yine bir yol tuttu.

    93. Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmuştu.

     

    Zülkarneynin ilk yolculuğunda bilgiler gömülmüştü. Bu ayetlerde ise bu bilgilerin nasıl korunması gerektiğini anlatıyor. Bilgilerin gizlenmesi zamanı önemlidir. Bu zaman ikinci devrin başladığı zamandır. Yeni geliştirilecek olan insanlık türü zeka özürlü olacağı için bu bilgileri anlamayacaktır. Onun için bu bilgiler onların zararlarından korunması gerekir. Çünkü aptal olan bu insanlara ne anlatırsanız anlamayacaklar ve kendi bildiklerini yapacaklardır. Bu senaryoda aptallar bizleriz. O zamandan beri gelişiyoruz ve bilgileri anlayabilecek seviyeye gelmek üzereyiz. Yani bu kütüphanelerin açılma zamanı yakındır.

    94. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cuc ve Me’cuc bu yerde fesat çıkarıyorlar. Onun için, bizimle onlar arasında bir sed yapman şartıyla sana bir vergi versek olur mu?”

    Bu ayette bilgilerin fesat çıkardığı anlatılmaktadır. Bunun anlamı şudur. İnsanlık gizli tekamül etmektedir. Çünkü açık tekamül edebilecek kadar gelişmedi. Eğer gizli tekamül sürecinde bu bilgiler meydana çıkarsa, tekamül sürecine olumsuz etkileri olacaktır. Onun için bu bilgilerin gizlenmesi gerekir.

    95. Dedi ki: “Rabbimin bana vermiş olduğu servet ve saltanat, sizin vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır. Bana maddî yardımda bulunun da sizinle onların arasına en sağlam seddi yapayım.

    96. “Bana, demir kütleleri getirin.” Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit: “Ateş yakıp körükleyin” dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. “Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim” dedi.

    97. Artık Ye’cuc ve Me’cuc bu seti ne aşabildiler ne de delebildiler.

     

    Böylece Zülkarneyn demirden bir sığınak yapıp üzerini bakırla (ziftte olabilir) kapladı. Demir sağlamlık için bakır ise paslanmayı önlemek için. Bu bildiğimiz bir yeraltı kütüphanesidir. Biri Mısır’dadır, diğeri Tibet’tedir. Yecüc Mecüc Tibetteki kütüphanenin ismidir. Mısır’daki Dabbe olarak anılır. Fakat her ikiside aynı görevliler tarafından oluşturulmuştur. Hanok’un kitabına göre Tibet’teki her türlü su baskınına karşı korunaklıdır. Mısır’dakiyse her türlü ateşe karşı korunaklıdır. Ben ateşle göktaşı düşmesinin kastedildiğini düşünüyorum.

    98. Zülkarneyn dedi ki: “Bu Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldiği vakit de onu dümdüz yapacaktır. Rabbimin vaadi de haktır.

    99. Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr’a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır.

     

    Zamanı geldiğinde bu bilgiler insanlığa duyurulacaktır. O gün sura üflenmiş olacaktır. Bu bilgiler insanlıkta öyle büyük bir etki yapacaktır ki! İnsanlık dalgaların birbirne karştığı gibi karışacaktır.

    Bana göre Zülkarneyn; Atlantislilerle Ademoğulları arasında vazifelendirilmiş görevlidir. Bu gün biz, onun halefini bekliyoruz. Müslümanlar Mehdi, Hıristiyan ve Museviler Mesih, diğerleri kurtarıcı olarak beklemektedirler. Mehdi de tıpkı Zülkarneyn gibi iki dönem arasında görev yapacaktır ama yalnız olmayacaktır. Onun yardımcıları vardır. Zülkarneyn ayetiyle Hadid 25 ayeti aynı özelliklere sahip birilerinden bahseder. Hadid 25′de peygamber özelliklerine sahip ve insanlığa büyük faydalar sağlayan ve demir olarak nitelenen kişi Mehdi’dir. Fakat o bizim beklediğimiz Mehdidir. Bir ekip kurarak insanlığı kıyamete taşıyacaktır. Zülkarneyn Atlantislileri kıyamete hazırlamış ve bizi yetiştirmiştir. Ayetlerde yardımcılardan bahsetmez ama onunda yardımcılarının olması gerektiğini düşünüyorum. Hatta o yardımcıların bir kısmını tanıyoruz bile. Pagan tanrıları olarak tanıdığımız Enlil, Enki, Ra, Hathor, Tzacol, Marduk, Zeus, Apollon v.s. bu insanlardı. Uzun yıllar insanlara medeniyeti öğretip görevlerini tamamlamış ve öte dünyaya çekilmişlerdir. Artık görev yeni ekipte… Her ekibin üç önemli görevi vardır.

    Birinci görevleri insanlığı kıyamete hazırlamak ve bu süreçte herkesi bilgilendirmek… Böylece insanların bu süreci sorunsuz atlatmalarını sağlamak.

    İkinci görevleri kıyametten sonra tekamülleri yetmeyenlerin yaşayacakları ortamları oluşturmak. Yani altınçağ şehirlerini kurup organize etmek. Orada makro felsefe mantığını yerleştirip insanların açık tekamül etmelerini sağlamak. Bizden öncekilerin altınçağ şehirlerinden üçünü tahmin edebiliyorum. Ama dört tane olmaları gerek. Biri Baalbek, biri Petra diğeriyse Ankor kentidir. Fakat Kuran dört adet cennetten bahseder. Yani Mehdi dört tane şehir kuracak. O zaman Zülkarneyn’in de dört şehir kurmuş olması gerekir. Tekamülünü tamamlayamayanların tekamül seviyeleri farklılık gösterecektir. bazılarının tekamülü daha önde olacaktır. İşte Kuran bu önde olanlar için devşirmesi yakın cennet tanımı yapmıştır. Bu dönem 1000 yıl sürecektir.

    Üçüncü görevleriyse bizden sonraki türün gelişmesini organize etmek olacaktır. Asıl görevleri bu olacak ve çok zaman alacaktır. Fakat görevliler bedenlerine hükmedecekleri için istedikleri kadar uzun yaşama yeteneğine sahip olacaklardır. (Bu üç görev Zülkarneyn’in de yaptığı yolculuklardaki görevleriydi.) Sümerlerin krallarının da uzun seneler yaşadığını biliyoruz. Bu süreçte şempanzelerin hem genleriyle hemde ruhsal tekamülleriyle uğraşacaklardır. Yaklaşık 15 bin yıl sonra Nuh tufanını yaşayarak, insan görünümüne kavuşacaklardır. Hatırlarsanız, Nuh’un babası oğlunun tanrı oğullarına benzemesi yüzünden karısından şüphelenmişti. Nuh’un insan görünümüne kavuşması ile insansı görünümünde olan babasından çok Zülkarmeyn’e benzemesini sağlamıştı. Böylece baba şüphelenmiş ve bu işi sormak için kendi babasını Enok’a gördermişti. Sonuçta Nuh’un yeni türün babası olduğunu öğrenmiş ve işi kabullenmek zorunda kalmıştı.

    Görüldüğü gibi tek Nuh yada tek Adem yoktur. Dünyadan ne kadar tür geçmiş ise, o kadar da Adem vardır. Fakat Nuh’lar daha çoktur. Çünkü her ırkın kendi Nuh’u vardır. Yani, dünyada ne kadar ırk varsa hepsinin Nuh’u ayrıdır.

    İbn’ül Arabi, Fütühat-ı Mekkiyye’sinde pek çok Adem’in olduğunu biraz masalsı bir hikaye ile vurgular…

    Yukarıdaki ayetlere göre Zülkarneyn üç yolculuk yapmıştır.

    İkinde cahil bir milletle

    İkincisinde bilge bir toplumla

    Üçüncüsünde hiç söz anlamayan bir toplulukla karşılaştı.

    Bu üç yolculuk Mehdi’nin de karşılaşacağı topluluktur. Şu anda Mehdi ilk yolculuğa karşılık gelen toplum içinde yaşamaktadır. Gerçek bilgiler hakkında hiçbir bilgimiz yoktur. Yani cahil millet biziz.

    İkinci yolculuğa karşılık gelen topluluk ise altınçağ insanlarıdır. Onlar gerçekleri biliyor olacaklar.

    Üçüncü yolculukta ise şempanze topluluğunu temsil ediyor ve onlar henüz konuşmaya bile başlamadı… Kuran’ın harika yazımı yüzünden iki ayrı senaryo aynı ayetler içine gizlenerek bize gönderilmiş…