• Yazının toplam okunma sayısı – 4963
  • Yazının bugün için okunma sayısı – 3
  • Kuran’da çok ilginç olan birkaç sure var ama bunlardan Kehf suresi gerçekten mucizeler içerir. Bana göre; Kuran’ın da en önemli konusu olan “geçmiş medeniyetlerden kalan kütüphaneler” hakkında bilgi vermesi onun mucizesidir. Buradaki yazımda kütüphaneler hakkında güzel bilgiler verdiğini yazmıştım. Bu yazımda ise yine aynı surede adı geçen önemli bir şahsiyet olan Zülkarneyn’i incelemek istiyorum. Fakat Zülkarneyn konusunu anlamak için, kütüphaneler konusunun da okunması gerekir. Çünkü Zülkarneyn denen şahsiyetin, bu kütüphanelerin açılmasıyla direk ilgisi var.

    Önce, Zülkarneyn ismini açıklamak gerekir. Çünkü Kuran kelimelere mucizevi anlamlar yükleyebilir. Zülkarneyn kelimesi de öyle bir kelimedir ve kişinin kimliği hakkında önemli ipuçları verir. Zülkarneyn, karn kelimesinin önüne ve arkasına gelen eklerden oluşur. Geçmişteki âlimler, Karn=boynuz olarak almışlar. Eğer karn kelimesini boynuz olarak alırsak karneyn çift boynuz olmuş oluyor. Zu takısı ise mülkiyet, sahip olma anlamını veriyor. Bu tanıma göre:

    ZÜL-KARN-NEYN, çift boynuz sahibi olarak çevrilebilir. Fakat bu çok anlamlı bir şey olmuyor. Serhat Ahmet Tan bu konuyu incelemiş ve Karn kelimesinin Enam 6’da devir olarak kullandığını söylemektedir. Onun bu kelimeye verdiği anlamı doğru olarak görüyorum. Sadece o değil başkaları da aynı anlamı vermiştir.

    ZU=Başından sonuna kadar

    KARN: Canlı topluluklarının baştan sona medeniyet dönemleri.

    EYN: Birbirine benzer, birbirini takip eden, birbirine zıt bir ikilik. (Serhat Ahmet Tan-Zülkarneyn sayfa 39)

    Bu tanımlardan benim anladığım şu; birbirini takip eden iki devrin arasında var olan biri. Bu tanım benim teorilerimi tam destekleyen bir tanımdır. Eğer Atlantislilerle bizim medeniyetlerimizi düşünürsek Atlantislilerden kalan bir görevli olduğunu görürüz. Önceki dönemin insanı ama sonraki dönemi organize etmekle görevli.

    Benzer tanımı Eren Erdem burada yapmaktadır.

    “Zülkarneyn bu manada “iki çağın sahibi” manasına gelir. Bu iki çağ tıpkı şöyledir; “Afrika’yı işgal eden Fransızlar ile ilkel bir kabilenin karşılaşması durumu.” Bu hususta, her iki koşulun da bilgisine vakıf olan, iki toplulukla da iletişim kurabilen “Zülkarneyn” olur.” 

    Demek ki bu kişi iki farklı devir arasında ki işleri organize edecektir. İşte önemli olan bu devirlerin ne olduğunu anlayabilmektir. Aslında biz bu devirleri biliyoruz. Çünkü bu çağ değişimini araştıran bir sitedir. Özellikle Uzaylılar mı? Atlantisliler mi? Yoksa melekler mi?” Adlı yazımda bu konuyu incelemekteyim. Bu çağ değişimiyle ilgili benzer anlatım Tevrat’ta da var. Linkini verdiğim yazımda da belirttiğim gibi:

    İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi.

    Bu ayette:

    İlahi varlıklar: Zülkarneyn ve arkadaşları. Atlantislilerden kalan görevliler.

    Nefiller: Atlantislilerden, Altınçağ’ı yaşayanlar. Yani, tekâmülünü bitirememiş olanlar.

    İnsan kızları: Genleriyle oynanıp geliştirilen Homo-Sapiens.

    Ayette de belirttiği gibi Nefiller, eski çağ insanlarıdır. Dünya artık yeni bir türe, yani insana aittir.

    Şimdi, bu durumu Kehf suresinden Zülkarneyn ile ilgili ayetlerden takip edelim.

    83. Bir de sana Zülkarneyn’den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.

    Zülkarneyn kıssası bir temsil, bir hikâye, bize güzel bilgiler aktarma yolu olarak seçilmiş. Kuran’ın sembolik dille yazıldığını söylemiştim. İşte Zülkarneyn’de bir sembol. Neyi sembolize ettiğini ilerde anlayacağız.

    84. Gerçekten biz onu (Zülkarneyn’i) yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve ona ulaşmak istediği her şeyi elde etmesinin bir yolunu verdik.

    Zülkarneyn Altınçağ’da olan görevlidir. Onun için hem teknolojik olarak hem de ruhsal yetenek açısından çok üstün biridir. Ayette “verdik” kelimesinden bu insanın özel olarak görevlendirildiği ve yetkilendirildiği anlaşılmaktadır.

    85. Derken o da bu yollardan birini tutup gitti.

    Elmalılı orijinal mealinde  -Sonra da bir sebebi ta’kıb etti- şeklinde meallendirdi. Burada “sebeb” bir yol olarak düşünüldü ama yol dünyasal bir yol değildir. Daha çok öte dünyayla ilgili bir tanımdır. Buradaki anlam hedefe gidilen, hedefe tırmanılan manevi yol anlamındadır. Bilgiye ulaşma yolu gibi düşünülebilir. Fakat çok kolaylıkla ulaşılabilecek bilgi değildir. Ona ulaşmak için özel kişi olmak gerekir. Altınçağ görevlisi gibi…

    86. Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın.”

    87. O da demişti ki: “Kim haksızlık ederse muhakkak ona azab edeceğiz; Sonra Rabbine geri döndürülecek, O da onu görülmemiş bir azabla cezalandırır.”

    88. “Amma her kim de iman edip iyi bir iş yaparsa, buna da en güzel mükâfat vardır. Biz ona dünyada kolaylık gösterir zor işlere koşmayız.”

    Daha önce güneş kelimesinin bilgi olduğunu yazmıştık. Güneşin battığı yer bilginin gizleneceği yer anlamındadır. Burada “güneş” bilgiyi sembolize ediyor. Aslında buradaki bilgiyle kastedilen bahsettiğim kütüphanelerdir. Bu bilgiler insanlığın gerçek bilgileridir. Bu bilgiler yaratılışın tüm sırlarını içerirler. Hem dini hem de bilimsel yönden insanlığın ulaşabileceği en üst seviyedeki bilgilerdir. Fakat bu bilgileri anlayabilmek için insanlığın belli bir bilinç seviyesine gelmesi gerekir. Onun için bu bilgiler belli bir düzeye kadar gizlenir. İnsanlık henüz bu bilgileri özümseyecek seviyeye yeni yeni geliyor. Onun için bilgilerin açılma zamanları yakındır.

    İki tane kütüphanenin olduğunu yazmıştım. Bunlardan biri Budistlerin yaşadığı Tibet’te, diğeriyse Mısır’da. Tibet’te olanı Budist rahiplerin bildiğini düşünüyorum. Mısır’daki kütüphaneden kimsenin haberi yoktur. Yalnız Kehf suresindeki yedi uyurlardaki gençlerin bu kütüphaneleri sembolize ettiğini düşünüyorum. O zaman bu kütüphaneler 300 yıldır hiç açılmayacak. Fakat 300 yıl sonra buraları birileri açacak ama onlarda 9 yıl daha dünyaya haber vermeden gizli tutacak (Kehf 25).

    Ayetlerden anladığım kadarıyla tekâmülü yetenler cehenneme -bedensiz yaşama-, yetmeyenlerin ise cennete -Altınçağ’a- gidecek.

    Ayetlerdeki cezalandırma; cehennemi, mükâfatlandırma cenneti anlatır ki buda semboliktir. Cehennem ruhun yaşam alanıdır. Onun için yanmaz. Cennet ise bedenin yaşam alanıdır. Gördüğünüz gibi Zülkarney’in ilk yolculuğunda bulduğu kavim bizleriz.

    89. Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.

    90. Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.

    Zülkarneyn ikinci yolculuğunu güneşten korunmayan birilerine yaptı. Güneş bilgi olduğu için bu kavmin, kütüphanelerdeki bilgilere vakıf olduğunu anlayabiliyoruz. Zülkarneyn ikinci yolculuğu insanlara kütüphaneleri açmak için ya da o bilgilere vakıf bir sistem kurmak için yapmıştır. Bu sistem makro felsefe mantığıyla yönetilen bir dünya demektir. Bu yer, tekâmülü yetmeyenlerin yaşayacağı Altınçağ şehridir.

    91. İşte Zülkarneyn’in kudret ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.

    Zülkarneyn’in bu konularda bilgi sahibi bir kişi olduğu ve yaratılış sırrına vakıf olduğu ayrıca bu işin kutsal mekânlarca programlandığı anlaşılmaktadır.

    92. Sonra yine bir yol tuttu.

    93. Nihayet iki seddin arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmuştu.

    Zülkarneyn’in ilk yolculuğunda bilgiler gömülmüştü. İkinci yolculuğunda bu bilgileri açmıştı. Üçüncü yolculuğundaysa aptal boyutunda birileriyle karşılaşmış.

    94. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cuc ve Me’cuc bu yerde fesat çıkarıyorlar. Onun için, bizimle onlar arasında bir sed yapman şartıyla sana bir vergi versek olur mu?”

    “Dediler ki” sözünü kimin söylediği çok belli değil ama benim tahminim bu kişiler Altınçağ insanlarıdır. Dünyada bu insanların haricinde yeni bir tür oluşturulmaktadır. Bu insanlar yeni oluşturuldukları için zekâ olarak epey geridirler.

    Bu ayette başka bir sembol ile karşı karşıyayız. Kütüphanenin içindeki bilgilere bu sefer Yecüc-Mecüc ismi verilmiştir. Bu bilgiler dünyadaki geri insanlar arasında yayılırsa onların gelişimine ters etki yaparlar. Onun için bu durumun engellenmesi gerekir.

    Bu ayette bilgilerin fesat çıkardığı anlatılmaktadır. Bunun anlamı şudur. İnsanlık gizli tekâmül etmektedir. Çünkü açık tekâmül edebilecek kadar gelişmedi. Eğer gizli tekâmül sürecinde bu bilgiler meydana çıkarsa, tekâmül sürecine olumsuz etkileri olacaktır. Onun için bu bilgilerin gizlenmesi şarttır.

    95. Dedi ki: rabbımın beni içinde bulundurduğu ıktidar çok hayırlıdır. haydin siz bana kuvvet ile yardım edin de ben onlarla sizin aranıza bir radım yapayım

    96. “Bana, demir kütleleri getirin.” Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit: “Ateş yakıp körükleyin” dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. “Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim” dedi.

    97. Artık Ye’cuc ve Me’cuc bu seti ne aşabildiler ne de delebildiler.

    Böylece Zülkarneyn demirden bir sığınak yapıp üzerini bakırla (ziftte olabilir) kapladı. Demir sağlamlık için bakır ise paslanmayı önlemek için. Bu bildiğimiz bir yeraltı kütüphanesidir. Biri Mısır’dadır, diğeri Tibet’tedir. Yecüc Mecüc Tibet’teki kütüphanenin ismidir. Mısır’daki Dabbe olarak anılır. Fakat her ikisi de aynı görevliler tarafından oluşturulmuştur. Bu süreçte Altınçağ insanları bilgilere sorunsuz ulaşırken sadece yeni türün ulaşması engellenmiştir. Bu durum Kuran’ın kelimeleri harika kullanımı içinde saklanmıştır.

    Aslında Zülkarneyn iki settin arasına varmış ve ondan bir köprü yapılması istenmektedir. Durumun anlaşılamaması yüzünden hemen herkes set=dağ ve köprü=set diye çevirmektedir. Oysa رَدْمً (radm) Arapça köprü demek olmasına rağmen kimse köprü olarak çevirmez. Çünkü ayetin devamında bir engelin yapıldığı anlaşılmaktadır. Sanki ayetlerde hata varmış gibi gözükmektedir. Oysa zaten bilgiler demirden bir kütüphane içindedir ama Zülkarneyn’in ikinci yolculuğunda insanlığa açılmıştır. Artık dünyada iki tür insan var. Altınçağ’ı yaşayanların, bu bilgiler ulaşmasında sorun yoktur. Onun için öyle bir set yapılmalı ki zekâ özürlü insanlar ulaşamazken, Altınçağ insanları rahatlıkla ulaşmalı. İşte hem engel hem de köprü vazifesi gören bir şey yapılması anlatılmaktadır. Altınçağ insanlarına açılan bilgilere insanların ulaşımı belli bir zamana kadar engellenmiştir.

    Hanok’un kitabına göre Tibet’teki her türlü su baskınına karşı korunaklıdır. Mısır’dakiyse her türlü ateşe karşı korunaklıdır. Sanırım dünyada olabilecek en büyük tsunami felaketi veya göktaşı düşmesine karşın, mutlaka biri ayakta kalacaktır.

    98. Zülkarneyn dedi ki: “Bu Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldiği vakit de onu dümdüz yapacaktır. Rabbimin vaadi de haktır.

    99. Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr’a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır.

    Zamanı geldiğinde bu bilgiler insanlığa duyurulacaktır. O gün sura üflenmiş olacaktır. Bu bilgiler insanlıkta öyle büyük bir etki yapacaktır ki! İnsanlık dalgaların birbirine karıştığı gibi karışacaktır. Başka ayetlerde ‘Sana dağlardan soruyorlar. De ki: “Rabbim onları un-ufak edecektir.” “Yerlerini bomboş, dümdüz bırakacaktır.”  “Yerlerinde bir eğrilik de bir yumruluk da görmeyeceksin.”‘(Tâ-Hâ 105,106,107) diyerek kıyametin önemine vurgu yapmaktadır. Buradaki dağlar inançları sembolize eder ve hepsinin kıyamette dümdüz olup, aynı gerçek bilgiye döneceğini anlıyoruz.

    Zülkarneyn; Atlantislilerle, Âdemoğulları arasında vazifelendirilmiş görevlidir. Bu gün biz, onun halefini bekliyoruz. Müslümanlar Mehdi, Hıristiyan ve Museviler Mesih, diğerleri kurtarıcı olarak beklemektedirler. Mehdi de tıpkı Zülkarneyn gibi iki dönem arasında görev yapacaktır ama yalnız olmayacaktır. Onun yardımcıları vardır. Zülkarneyn ayetiyle Hadid 25 ayetindeki demir aynı kişidir. Hadid 25′de peygamber özelliklerine sahip ve insanlığa büyük faydalar sağlayan ve demir olarak nitelenen kişi Mehdi’dir. Fakat o bizim beklediğimiz Mehdidir. Bir ekip kurarak insanlığı kıyamete taşıyacaktır. Zülkarneyn Atlantislileri kıyamete hazırlamış ve bizi yetiştirmiştir. Ayetlerde yardımcılardan bahsetmez ama onun da yardımcıları vardı. Hatta o yardımcıların bir kısmını tanıyoruz bile. Pagan tanrıları olarak tanıdığımız; Enlil, Enki, Ra, Hathor, Tzacol, Marduk, Zeus, Apollon vb. bu insanlardı. Uzun yıllar insanlara medeniyeti öğretip görevlerini tamamlamış ve öte dünyaya çekilmişlerdir. Zülkarneyn’in üçüncü yolculuğunu yaptığı geri zekâlı bizleri yetiştirdiler ve kıyamete hazırladılar. Artık görevi yeni ekibin almasına az kaldı. Her ekibin üç önemli görevi vardır. (Zülkarneyn’in üç yolculuğu gibi)

    Birinci görevleri insanlığı kıyamete hazırlamak ve bu süreçte herkesi bilgilendirmek… Böylece insanların bu süreci sorunsuz atlatmalarını sağlamak. (Zülkarney’nin birinci yolculuğu)

    İkinci görevleri kıyametten sonra tekâmülleri yetmeyenlerin yaşayacakları ortamları oluşturmak… (Zülkarneyn’in ikinci yolculuğu) Yani Altınçağ şehirlerini kurup organize etmek. Orada makro felsefe mantığını yerleştirip insanların açık tekâmül etmelerini sağlamak… Yani yaratılışın tüm sırlarının açık olacağı bir düzen… Bizden öncekilerin Altınçağ şehirlerinden ikisini tahmin edebiliyorum. Ama dört tane olmaları gerek. Biri Petra ile Baalbek diğeriyse Ankor kentidir. Fakat Kuran dört adet cennetten bahseder. Yani Mehdi dört tane şehir kuracak. O zaman Zülkarneyn’in de dört şehir kurmuş olması gerekir. Tekâmülünü tamamlayamayanların tekâmül seviyeleri farklılık gösterecektir. Bazılarının tekâmülü daha önde olacaktır. İşte Kuran bu önde olanlar için devşirmesi yakın cennet tanımı yapmıştır. Bu dönem bin yıl sürecektir ama devşirmesi yakın olanlar çok daha erken bedensiz yaşama alınacaktır. Zaten büyük bir ihtimalle devşirmesi yakın olanların yaşadığı şehirler erken boşaldığı için bize kadar gelemediler.

    Altınçağ döneminde insanlık açık tekâmül edecek ve geçinmek için çalışmayacaktır. İnsanlığın asıl meşgalesini sanatsal faaliyetler oluşturacaktır. Ankor kentinin bir sanat şaheseri olduğunu biliyoruz. Baalbek’te de benzer bir yapı var ama daha az görkemlidir. Sanırım Baalbek’tekilerin sanatsal faaliyetlerinin meyvesi Petra’dır.

    Üçüncü görevleriyse bizden sonraki türün gelişmesini organize etmek olacaktır. Asıl görevleri bu olacak ve çok zaman alacaktır. Fakat görevliler bedenlerine hükmedecekleri için istedikleri kadar uzun yaşama yeteneğine sahip olacaklardır. (Zülkarneyn’in üçüncü yolculuğu) Sümerlerin krallarının da uzun seneler yaşadığını biliyoruz. Bu süreçte şempanzelerin hem genleriyle hem de ruhsal tekâmülleriyle uğraşacaklardır. Şempanzeler yaklaşık 15 bin yıl sonra Nuh tufanını yaşayarak, insan görünümüne kavuşacaklardır. Hatırlarsanız, Nuh’un babası oğlunun tanrı oğullarına benzemesi yüzünden karısından şüphelenmişti. Nuh’un insan görünümüne kavuşması ile insansı görünümünde olan babasından çok Zülkarmeyn’e benzemesini sağlamıştı. Böylece baba şüphelenmiş ve bu işi sormak için kendi babasını Enok’a göndermişti. Sonuçta Nuh’un yeni türün babası olduğunu öğrenmiş ve işi kabullenmek zorunda kalmıştı.

    Görüldüğü gibi tek Nuh ya da tek Âdem yoktur. Dünyadan ne kadar tür geçmiş ise, o kadar da Âdem vardır. Fakat Nuh’lar daha çoktur. Çünkü her ırkın kendi Nuh’u vardır. Yani, dünyada ne kadar ırk varsa hepsinin Nuh’u ayrıdır. Ayrıca Âdem ve Nuh kelimeleri de semboldür. Âdem; insanlığı, Nuh; ırkları sembolize eder.

    İbn’ül Arabi, Fütühat-ı Mekkiyye’sinde pek çok Âdem’in olduğunu biraz masalsı bir hikâye ile vurgular…

    Yukarıdaki ayetlere göre Zülkarneyn’in de bir sembolik anlatımla Mehdiyi anlattığını görebiliyoruz. İnsanlık olarak bizde, ilk yolculuğuna çıkacak olan Mehdiyi bekliyoruz.

    Seyfullah Demir